Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar;
uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları
gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi;
uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil,
ülkesizlerin.(Cemil Meriç)
“Evet!” demek, haysiyet ve iz’an borcumdur!
Hüseyin Yılmaz
Önce Kelâm
yilmaz@hyilmaz.net
12 Eylül’de Anayasa paketine “Evet!” demek, haysiyet ve iz’an borcumdur; vatanperverliğimi târihin şuuruna tescil ettirmek, gelecek nesillerin ittiham yüklü bakışları altında demokrasi ve hürriyet sahnesine başı dik çıkma “berât”imdir.
Şurası muhakkak ki, 1920’li yıllarda Ankara’da boy atan zihniyet, millete rağmendir. Çünkü milletin bütün değerlerini red, inançlarını tahrib ve târihini inkâr üzerine kuruludur. İnşâ safhasının muhalif ve muarız gücü, doğrudan millettir. Onun için devlet terörünün şeni vâsıtaları İstiklâl Mahkemeleri kurulur, onun için bebelere ağlama yasağı getiren Takrir-i Sükûn zemini ihdas edilir, onun için Ankara zihniyetine yönelen itirazlar büyük isyanlar gibi gösterilip dehşetli katliamlarla bastırılırlar. Tenkilin son halkası Dersim katliamının insanlık târihinde emsâli nâdirdir...
Ankara’nın milletin aslî unsurlarına düşmanlığı, bir dayatmanın neticesi değil, Jön Türklerden beri Batılıperest olarak yetişen şuursuz bir kitlenin yakaladığı ilk fırsattaki gönüllü tavrıdır. Zirâ bu şuursuz kitleye göre, İslâmiyet bedevi Arapların bindörtyüz yıl öncesinde kalmış geri ve bağnaz inancıdır ve Batı dünyası karşısındaki geri kalmışlığımızın yegâne âmilidir. Ondan izler taşıyan her ne varsa onun için tahrib edilmiştir. Selâtin câmilerini alenen yıkmayışlarına bâzen çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Zirâ içlerindeki düşmanlık ve şuursuzluk bu kadarına da müsaittir, bir asırlık yakın geçmiş, hükmün açık delilidir. Çünkü mîmarîden çok daha mukaddes, çok daha hayatî müesseleri tahrib etmekte zerre kadar tereddüt gösterilmemiştir.
Millete rağmen vücut bulan Ankara inşâsını ayakta tutacak payandaları kaç sefer tekrarladım, bilmiyorum; ama bin defa tekrarlasam yeridir: Ordu, Yargı, CHP, bürokrasi, üniversite, basın ve Batıperest aydın...
Bu memleketin insanlarına Ortaçağ zulümlerinden daha şiddetli ve daha dehşetli zulümleri yaşatan darbeleri yapan ordu, bu memleketteki problemlerin en büyük âmilidir. Darbelerle memleketin ekonomisi tahrib edilmiş, düşünce gücü yok edilmiş, milletin teşebbüs kabiliyeti dumura uğratılmıştır. Batı ile aramızdaki uçurumun bir türlü kapanmayışında darbelerin sebebiyet verdiği ekonomik ve içtimâî çöküntü birinci sıra rolü oynar...
Ordunun hemen arkasında yer alan ikinci sıra zinde güç yargının kepazelikleri saymakla bitmez: İstiklâl Mahkemeleri’nin başlattığı kelle avcılığı Yassıada’da tarihin en dehşetli zulümlerinden birine inkılâb eder. Bu dehşetli zulüm ve yüz karasının celladı, adâlet cübbesi giyinmiş yargıdır.
Başbakan ve bakanları ağlatan 12 Eylül sonrası idamlar, Yargı-Asker işbirliğinin en çarpıcı örnekleridir.
CHP’nin Anayasa değişikliğine “evet” demesi çok şaşırtıcı olurdu, sebeb-i vücudunu inkâr gibi... CHP’den böyle bir tavrı beklemek, CHP hakkında doğru hiçbir bilgiye, hiçbir fikre sahip olmamaktır. CHP’nin ıslâha kabiliyeti yoktur, olmayacaktır. Habis icraatlerinin bedelini, millet tarafından iktidar yüzü gösterilmeyerek ödemeye mahkûmdur. O ismi ve o gömleği taşıyan hiçbir müessese ıslah-ı nefs liyâkati gösteremez, tevbe kapısı onlar için kapalıdır.
Ve memleketi bir iç savaşın eşiğine sürükleyen Kürt Meselesi, hakikati halde Ankara meselesidir.. Firâvunvarî bir inad ve ısrarla Kürtleri yok sayan ideolojiye kudsiyet atfedip icrasına çalışmak, bu aşılması güç meseleye hayat suyu taşımaktır.
Diyarbakır hapishanesinde yükselen çığlık ve iniltiler, söndürülen hayatlar, mahvedilen ruhlar Türkiye’nin kâbusu olmuşsa yegâne sebebi Ankara istibdadını devam ettirmek için ordunun yaptığı darbelerdir, darbelerle korunmasına çalışılan zihniyettir..
12 Eylül Anayasası oylamasında sandık başında bir riski göze alarak “Hayır sandığı hangisi?” diye sormuştum, yüksek sesle... Bu 12 Eylül’de de büyük bir keyifle ve geleceğe dair bütün ümitlerimi koruyarak “Evet!” diyeceğim... İnancım odur ki, millet de “Evet!” diyecektir.
Bu Yazı 27/7/2010 tarihli Bugün gazetesinde neşredildi
Yorumlayan: M. Nuri Eminler
212.175..... ....
Tarih: 07.08.2010
Sayın "muhakemeli" bey! Böylesi lafları 12 Eylül Anayasasına "evet" diyen "mübarekler heyeti"nden çok duyduk ve siyasi kanaat için yorgan yakan zihniyetler tarafından kınandıklarını çok duyduk-maalesef. " Bir mümini kınayan, - tevbe etmemek şartıyla- o fiili işlemeden ölmez" Hadis-i Şerif'inin mucizesini göstermeye vesile olduklurı için, Tayyib Bey ve ekibine şükran duyuyorum. Tabii 12 eylülcü kesilmiş 12 Eylül mağduru gazetenin bir kısım tarafgirlerine de...
Bu kabil meseleleri etraf-ı erbaası ile anlayabilmek muhakeme-i akliye ile doğru orantılıdır.Hissiyat ve tarafgirlikle hareket edenler,hususan birilerine düşmanlık etmek uğruna gözlerini hakikatlere kapatanlar bu muhakemeden mahrumdurlar.
Böylelerine cevabım " sükut"dur.
Vesselam.
Muhabbetlerimle
Yorumlayan: M. Nuri Bingöl-Birecik
85.99.25.... ....
Tarih: 04.08.2010
Sayın Çörekçioğlu, tevillerinizin bütünü mantıktan da mahrum, hakaiku'l-hakaiktan da. " Kim kimin safını çoğaltıyorsa, o da ondandır." hadis-i şerifini 12 Eylül 1982'de kullananan insanlar kimlerdi anayasaya hayır dedirtmek için. Sen o mantığı kullanınca meşru oluyor da, ben söyleyince mi gayr-ı meşru oluyor. O gün anayasaya hayır diyenler, bugün de o anayasayı dayatanların yargılanmasına hayır diyorlarsa ( ki bunun bir gazete iç şura kararı olduğunu bilenler biliyorlar) asıl nakize odur, ferasetsizliktir, en hafif tabiriyle, bid'a ehliyle aynı parelele düşmektir. Bunu musırrane diyor ve böyle de inanıyoruz. Allah hepimizi hidayet üzre kılsın, ergenokon sanıklarına selam gönderen bir misyonun aşkına 12 eylülcü etmesin!!!
Sayın Necmeddin Çörekçioğlu nun yorumu gayet yerinde olmuş.İfrat ve tefrite sapmadan vasatı seçmiş.Şahsen de sandığa gidersem evet derim.Ama gitmemeyide chp mhp safı olarak değerlendirmem.Zaten chp,mhp,akp,bbp,dp ve diğer partilerin düşünceleri arasında keskin ayırıcı noktalar yoktur.Selamlar
Bir müddettir mail kutuma referandumla ilgili yoğun şekilde mail’ler geliyor. Okuyorum izliyorum.Müdahil olmamayı düşünüyordum.Ancak görüyorum ki mesele neredeyse iman-küfür noktasına geldi dayandı ve tamamen yanlış zeminlerde tartışılır hale geldi.
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu mesele “Umumi Meşveret’de “ müzakere edilip oylanarak karara bağlanmış bir konu değildir.Dolayısıyla kimseyi bağlayan veya meşveret kararına uymak-uymamak durumuyla karşı karşıya bırakan bir keyfiyet söz konusu değildir.
• O halde herkesin yazdığı-çizdiği-söylediği kendi şahsi kanaati , tercihi ve kararıdır.Ve hiç kimsenin kendi tercihi dışındaki bir tercih şeklinin “Allah’ın gücüne gideceği”ni söylemeye hakkı yoktur.Allah (c.c.) hiçbirimize neyin O’nun hoşuna gideceğine-gitmeyeceğine karar verme selahiyeti vermemiştir.
• Zaten bugün “Ortak Akıl” olarak ifade edilen, ayetle emredilen “MEŞVERET ve ŞURA”nın ehemmiyeti bu kabil meseleler vesilesi ile daha iyi anlaşılabilmektedir.
• Üzücü olan ise aynı kaynaktan beslenerek aynı ekol içinde saf tutan kardeşlerimizin bu kadar ayrı ve 180 derece zıd düşünceler içine girebilmiş olmalarıdır.
• Meşveretsiz kalınması halinde İspanyol hastalığı olan günlük politikanın bizleri ne duruma düşürebileceğinin çok çarpıcı bir misalini maalesef yaşıyoruz.
• Bütün bu değerlendirmelerden sonra belirtmek isterim ki aşağıda ifade etmeye çalışacağım hususlar tamamen şahsi kanaatim ve kararımdır.
1- 12 Eylül darbe anayasasına şiddetle karşı çıkmış ve hayır kampanyası yürütmüş ve neticede sandıkta hayır oyu kullanmış bir cemaatin mensubuyum.(Hemen ifade edeyim ki o referandumda %92 evet oyu çıktı sözü gerçek dışıdır.Her nasıl oldu ise o referandumda Üsküdar-Cumhuriyet Lisesi’ndeki bir sandıkta “Sandık Kurulu Başkan Vekili” idim.Dar bir çerçevede de olsa yaptığım tesbitlere göre referanduma iştirak nisbeti %60 dır.Yani %60’ın %92 si o anayasaya evet demiştir.)
Bugün bu oylamaya katılıp “HAYIR” dersem kendi içimde tenakuza düşmüş olurum.Her ne kadar bu 25 maddelik değişiklik o darbe anayasasını değiştirmek demek olmasa bile.Temel “ilkeler” değişmediği sürece değişen hiçbir şeyin olmayacağını biliyor olsam bile!
2- Kendi eksikliğim olarak ifade etmiş olayım; ne 12 Eylül anayasasının bu 25 maddesinin metninin eski halini biliyorum ne de şu anda yapılmak istenen yeni halini.Gerek iktidar gerekse muhalefet bunu vatandaşa anlatmak yerine, meydanlara dökülüp seçim mitingi yapmayı tercih ediyorlar.Ben neye göre hangi bilgiye göre buna evet veya hayır diyeceğim.
3- Üç sene evvel bu ülke bir referandum yaşadı.Ve %70’le Cumhurbaşkanı’nı milletin doğrudan seçmesine karar verdi.Hiç kimse meydanlara dökülmedi, mitingler yapmadı.Sadece bu bile bugünki referandumun 2011 genel seçimlerine malzeme yapılmak istendiğini göstermeye yeterli.Buna alet olmak istemiyorum.
4- AKP iktidarının bugüne kadar yaptıklarından yola çıkarak bu yaptığı 25 maddelik değişikliğin yeterli-doğru-tatmin edici-yapılabilecek en iyi değişiklik olduğuna inanmıyorum.Baş örtüsü meselesinde MHP’nin oyununa gelerek hiç gerekmediği halde anayasa zeminine taşıyarak-CHP’nin anayasa mahkemesine götüreceğini bile bile üstelik- meseleyi tamamen içinden çıkılmaz bir hale sokmasında olduğu gibi bu 25 madde değişikliğinde de yarın içinden çıkılmaz sıkıntılar doğmayacağının garantisini kim nasıl veriyor? Dahası Başbakan’ın bizzat tayin ettiği YÖK üyesi bir akademisyen kardeşimiz kendisini ikaz etmiş olmasına rağmen o hata yapılmıştır.O ikazda üniversitelerin zaten özerk olduğu, rektörlerin veya ünv.senatolarının yönetmeliklerde yapabilecekleri küçücük değişiklerle bu meselenin halledilebileceği ifade edilmiş olmasına rağmen o vahim hata yapılmıştı.
5- Efendim buna CHP-MHP-BDP hayır diyor.Biz de hayır diyerek bunlarla aynı safta mı yer alacağız?Bu düz mantığı bütünüyle yanlış buluyorum.Benim Üstad’ım,”Fani ve fena bir adamın baki ve güzel bir sözü.” İfadesiyle T.F. gibi birinin sözünü Risale-i Nur gibi bir hazineye almış.Üstad’ım haşa T.F. ile aynı safta mı durmuş oldu.Bilakis hak ve doğru olan nereden gelse o makbuldür duruşunu gösterdi.Bu referandumda hayır vermek CHP-MHP-BDP ile aynı safta olmak demekse, evet vermek de AKP’li olmak demektir ki bu bizim meşveret kararımıza aykırı hareket etmek demektir.Çünki bu referandum bizzat kendileri tarafından AKP’ye evet veya hayır meselesine dönüştürülmüştür.
6- Bu değişikliğin 12 Eylül’cülere yargı yolunu açmadığı, zaman aşımı mekanizmasının işleyeceği yapılan tartışmalarda kesinleşmiş bir durum olarak önümüzde duruyor.Hatta son günlerde televizyon kanallarında yapılan tartışmalardan öğrendiğim kadarıyla, bu zaman aşımı mekanizmasını by-pass edecek bir formül genel kurula getirilmiş olmasına rağmen AKP oylarıyla reddedilmiş.Bugüne kadar en azından benim izleyebildiğim kadarıyla bu hususta AKP’den aksi bir ifade çıkmadı.Demek ki söylenen doğru.Komplo teorisi-felaket senaryosu diyebilirsiniz.Ama şunu düşünmekten kendimi alamıyorum.Acaba asker ve AKP anlaştılar mı?.Sen geçmişi kurcalatma biz de senin bu referandumu Anayasa Mahkemesi’nin malum yapısına rağmen geçirmesine, 2011 seçimlerine malzeme yapmana göz yumalım!Geçmişte başörtüsü meselesinde yapılan yanlışın bir başka versiyonu bu “zaman aşımı mekanizmasını by-pass etme” konusunda aynen yapıldı.İki ihtimal var; ya cahildirler-siyasetin acemisidirler, ya da başka hesapların peşindedirler.
Elhasıl; bütün bu mülahazalarım ışığında bu referanduma katılmamaya, hayır’a yakın bir duruş olan oy vermemeye karar verdim.
En başta da ifade ettiğim gibi; üzerinde umumi meşveret kararı bulunmayan bu konudaki kanaatim ve kararım şahsıma aittir ve sadece beni bağlar.