Orhan Ali Yılmaz
İnsan, aslında, kendisini ararmıştı bu hayatta..
Bulduğu da, olduğu ile olabileceği arasındaki o çok ince çizgiymişti, aslında, o aradığı kendisi...
***
Ben neyi arardım hayatta?
Sahi, ben kimdim!?
Bana kim-liğimi veren kimdi?..
İrade denen, o ne kadar kazılsa da bi türlü dibine varılamayan, hangi bi türlü de olsa o tam açıklanamayan dipsiz kuyu, ama vicdanda “ille de” yakînî hissedilen o bilmece, bana, ne kadar o kim-liğimi verirdi?..
Meyelan mı emr-i itibarî idi, bendeki, yoksa meyelândaki o tasarruf mu; bizi sorumlu ya da sorumsuz kılan, imtihanımız miktarınca?..
Atmasa da mı ölecekti o insan, tüfekten, yoksa eğer ölecekse zaten “ille de” atılmaya gerek yok mu idi?..
Hâsıl-i bi’l-masdar’dan mı müştaktı bütün o yaptıklarımız, yoksa asıl bir de fâil de var mıydı ayrıca?..
Kader sebep ile müsebbebe bir mi bakardı, yoksa sebebe ayrı, müsebbebe ayrı bir kadar takdir edilebilir miydi; sahi, Kader neydi?..
Kudret’ten ne kadar müstağnî olabilir idi, İrade’nin tasarrufu miktarınca?..
Yoksa, Allah dilemedikçe, bizim de isteyemeyeceğimizin arasındaki o “çok ince” sır mıydı, bizim bütün bu yaptığımız ya da yaptığımızı zannettiğimiz şeyler şu hayatta, aslında?..
Kötülükte iyilik gibi yaratılmış mıydı nefsü’l-emir’de, sebepsiz, bizzat, yoksa, onu asıl bizim nefsimiz mi istemişti de..
Şeytan da, melekler gibi “bizzat” yaratılmış mıydı, yoksa, asıl şeytan olmayı o da kendisi mi istemişti kendi nefsinde, meyelandaki tasarruf “tercihince” cüz-ü irade’nin dahli ölçüsünce!?..
Melekler de, melek olmayı aslında biraz da istemişler miydi az da olsa kendileri, kendilerinin, sadece iyiliğe olan o masûm da olsa istidatları fehvâsınca, yoksa ille de zoraki, hem de icbârî mi idi tamamen bu, onların dünyasında!?..
O zaman, Allah’ın, “Küllî Adâleti” nasıl olurdu da gerçekleşirdi hayatta?..
***
Yokluğun da bir vücûdu olabilir miydi, tıpkı bir varlığın yokluğunda olduğu gibi?..
Yok, yok olduğunda var oluyorsa, var, yok olduğunda ne olurdu?..
“Mutlâk yokluk” ya da “idâm-ı sırf” mümkün müydü?..
Ölçümleri, hep yanlış çıkanların ölçülerinin, az da olsa doğruluğundan söz edilebilir miydi, ölçümleri hep doğru çıkanların ölçülerinin yanlışlığı miktarınca?..
Son olarak: sorularımız da, aslında, cevaplarımızla yer değiştirebilir miydi ara sıra bu hayatta, cevaplarımızın soru olabileceği, olabildiği miktarınca?..
|