Demokrasi Mücadelesi ve Tarafa Taraf Olmak
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Demokrasi Mücadelesi ve Tarafa Taraf Olmak
Pazartesi, 21 May 2012

Demokrasi Mücadelesi ve Tarafa Taraf Olmak

Türkiye, belli bir ideolojiye –resmi ideoloji- mensup olanların dışındakilere hayat hakkı tanınmayan ülke. Gayr olanların hakları, biyolojik haklar; hayvan haklarından da düşük biyolojik haklar: Susta durduğu ve itaat ettiği müddetçe karnını doyurmak ve barınmak... Buna mukabil vazifeleri saymakla bitmez: Yük taşımak, çifte koşulmak, süt vermek kabilinden hayvanî bütün vazifelerle mükellef. Vergi verecek, askere gidecek, işçi olacak, devletin bekâsı için evlenip çoğalacak, nihâyet devlet ve devletliler için ölecek. Alnına pis bir kurşunu yiyip ölmüşse şehit, aksi takdirde rütbesiz nişansız göçüp gitmiş olacak...

Demokrasisi de cumhuriyeti de isimden ibaret bu garip ülkede yaşayan en tehlikeli sınıf: sınıf-ı hayvan yâni mürteciler... Mürteci, resmî ideolojiye göre inançları istikametinde bir tavrı olan bütün dindarlar, neredeyse bilerek kelime-i şehâdet getirenlerin tamamı. Aslında bu sınıfın hayat hakkı da yok, haşarat-ı muzırra kabilinden, yaşamaması daha evlâ. Ne var ki, toptan imhasına yol bulunamıyor; ıslâhı için gösterilen seksen küsur yıllık bütün gayretler ise, kayalık bir sahili döven dalgalar gibi, kırılıp gitmiş.

 

Resmî ideolojinin uykularını kaçıran bu büyük ama sindirilmiş kitlenin haklarını müdafaa yeltenenler, teşebbüslerinin bedelini çoğu zaman hayatlarıyla ödemişler. Derme çatma idam sehpaları, sağır ve dipsiz kuyuları andıran zindanlar, Dante’nin Cehennem’ine rahmet okutan azâb tezgâhları, işkenhcehâneler, sürgünler onlar için hazırlanmış. Kaderî bir tecelli ile sesleri kıstırılamayan, hayatları söndürülemeyenler ise bir elin parmakları kadar... Bu satırların yazarının baktığı yerden bu mazlum kitlenin müdafaasını yapanların başında Bediuzzaman Said-i Nursi görünüyor. 1922’nin sonlarında Ankara’da bu ceberrutî sisteme karşı başlattığı mücadeleyi son nefesine kadar târifi ve anlaşılması güç bir kahramanlıkla sürdürür. Bir dâvâya fedâ edilmiş bir ömrün çarpıcı hikâyesini öğrenmek isteyenler Üstâd’ın Tarihçe’sini okuyabilirler.

 

Sol, kendisini müdafaada Sağ’dan hep daha başarılı, hep daha dirençli oldu... Dünyadaki sol hareketler Türk soluna da yol gösteriyordu. Heyecanlı, cesur ve kendi içlerinde dürüsttüler. Bir dâvâya inanmışlardı ve yeri geldiğinde ölüme de koşarak gidiyorlardı. Maksatları, insanlığa şâhâne bir eşitlik sağlamak ve mutlak bir saâdet getirmekti. Bu insanî gaye ile kanatlanmışlardı... Bu maksadın tahakkukunu engeleyen bütün maniaları yıkmak yegâne vazifeleri idi... Önce yıkacak, sonra yeniden inşa edeceklerdi, gönüllerince...

 

Ama Sağ’ın tereddütleri vardı... Sağ’a göre devlet mukaddesti, ulülemre itaat farzdı... Anarşinin her türlüsü merduttu, hâricî tehlikeler geçmeden dâhilî meselelere bakılamazdı ve hâricî tehlikeler asla geçmek bilmiyordu. İster istemez öldüğü anda bile en fazla devletin ıslahı için dua edebiliyordu sağcı, bedduaya dili varmıyordu. Resmî ideolojinin birgün devletin yakasından düşeceğine inanıyordu, buna inanmak istiyordu. Onun için Sol’un çoğu zaman tahripkâr tavrına karşı çıkıyor, sevmediği halde Ankara’ya yakın duruyordu Sağ.

 

Doğu blokunun dağılması dünya solu gibi, Türk solunu da yeni arayışlara sevketti... Sosyalizm, ister istemez yerini kendisine çok daha yakın duran demokrasi, insan hak ve hürriyetlerine bıraktı... Ne var ki Türk solunu yıllar yılı temsil iddiası taşımış olan CHP gerçekte devletçi ve Kemalist’ti... Her geçen gün CHP’nin ırkçı ve ulusalcı olduğu tezahür etti... Daha fazla gözden kaçırılamayan bu hakikat Türk solunda sarsıntılara sebep oldu. Kimi liberalizme kaydı, kimi demokrasiye... Bir avuç menfaatperest ve düşünce fukarası ise CHP ile birlikte şifa bulamaz ulusalcılığa demir attı.

 

Bu gün Sağ ve onun da kahir ekseriyetini teşkil eden “mürteci” sınıfı hâlâ aynı yanlışın kurbanı: Mukaddes devlet... Hayır, mukaddes olan devlet değil, insandır... Devletin bütün kıymet-i harbiyesi insanın saâdetine vasıta olmaktır. Bu vasıtalık vazifesini görmeyen devlet mukaddes değil, meş’umdur... İlle de bir şeylere kudsiyet atfedilecekse bu, hakikî mânâsıyla demokrasi ile insan hak ve hürriyetleri olmalı. "Ben bu ülkede dindarlar içtenlikle katılmadığı sürece demokrasi olabileceğine inanmıyorum." diyen Altan haklı. Ekseriyetin idaresi olan demokrasiye bir ülkenin kahir ekseriyeti iştirak etmiyorsa, demokrasi kökleşemez. Dindarların demokrasi karşısında müstağni duruşları, kendilerine “demokrasi” diye takdim edilen Türkiye’deki ucube yapının eseri. Çoğu istibdada rahmet okutan bu kart cadaloz demokrasi ise, Allah’a sığınırım kabilinden bir kaçış bu...

 

Sözün kaydığı bu noktada Taraf Gazetesi’nin duruşunu takdir ve hayranlıkla tâkib ettiğimi ifâde etmek isterim. Aslında bu gazete ve ekibi için köşe taşlarıyla bir mâbed inşa eder gibi bir makale inşa etmek istiyordum, belki başka zaman. Ama şu kadarını söylemeliyim ki, demokrasi müdafaasında takındıkları kahramanca ve gözüpek tavırlarından dolayı Taraf ve ekibine taraf olmak, her demokratın nâmus ve haysiyet borcudur: Bravo Altan ve demokrasi müdafaasında kendisinden geri kalmayan cesur ekibi!.. İnsan hayatının en mebzul metadan daha ucuz ve daha kıymetsiz olduğu bu ülkede verdiğiniz demokrasi mücâdelesi, torunlarınızın şeref madalyası olacaktır... Bugün çektiğiniz sıkıntılar vefatınızdan sonra bile milletin duasını celbedecek ve hasenat defterinize hayır olarak geçecektir.

 

Hukukunu müdafaada acze düşen dindar kitleye demokrasi hedefini koyduğunuz için de müteşekkirim. Aslı bizim olan ve kemâlini Dört Halife devrinde bulan demokrasiyi bu cesurca ve samimiyetle sahiplenişinizi bütün varlığımla tebrik ediyor ve demokrasinin bayraktarlığını yapan “Taraf”a taraf olduğumu ilân ediyorum.

 

Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım