Kürt Meselesi Değil, Ankara Çıkmazı!..
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Arşiv » Kürt Meselesi Değil, Ankara Çıkmazı!..
Pazartesi, 21 May 2012

Kürt Meselesi Değil, Ankara Çıkmazı!..

Kürt Meselesi, demek; akla ve iz’ana ihanet etmektir... Mesele Kürt Meselesi değil, Ankara Meselesi’dir. Daha yerinde ifâdesiyle Kemâlizm Meselesi’dir... 1920’li yılların şartlarında mümeyyiz vasfı başarılı ve cür’etkâr bir asker olmaktan ibaret Mustafa Kemâl’in mutlakiyetçi iradesinin şekillendirdiği Ankara idâresi, yolun sonuna gelmiştir. Yaşaması ve yol bulması, nass kat’iyetinde ehemmiyet atfettiği Kemâlist ideolojiyi gözden geçirmesi ve yanlışlarını târihin sinesine terketmesiyle kabildir. Aksi takdirde “Kürt Meselesi” diye bile isimlendiremediği mesele kabilinden bir düzineye yakın problemin ağırlığı altında ezilmeye devam edecek ve yok olacaktır.

Birbirileriyle en son kavga edecek ve bin yıl birlikte yaşayıp etle kemik gibi kaynaşmış iki kavmi karşı karşıya getiren Kemâlist ideolojiye dokunulmadan Kürt Meselesi çözülemez. Seksen küsur seneden beri bütün müessese ve unsurlarıyla bu v atan evlatlarının çocuklarını Türkçü bir ideoloji ile robotlaştıran resmî ideoloji, hamâkatının bedelini sadece Türk çocuklarının şuurlarını felce uğratarak ödemiyor, Kürt çocuklarını da idiolojisinin aksiyle telkih edip Kürtçüleştirerek başına bela etti, ediyor...

Devlet-i Âliye’yi parçalayarak târih sahnesinden silmek isteyen Batılı düşmanları, zaferlerini ebedileştirmek için bakayası Türkiye Cumhuriyeti’ne, yaşama beratı diye, ırkçı bir ideolojiyi telkin ederler: Türkçülük... Gâlib düşmanlarına duyduğu hayranlıkla bütün mel’anetlerini baştacı eden yeni devlet, bin yıllık İslâm bayraktarlığını bir cüzamlı gömleği gibi sırtından sıyırıp atarak, yerine düşmanlarının bir lütuf gibi takdim ettiği ve bünyesini çelik bir korse gibi sıkacak olan Türkçülük gömleğini geçirir.

Düşmanlarının alkışlarıyla sermest, ecdadına küfrederek yol almaya çalışan Ankara İdâresi, cihânşümûl ve hakkaniyeti târihin şehâdetiyle müseccel İslâmiyet’in yerine Kemâlizm’i ikâme etmekte beis görmek şöyle dursun, şuursuzca bir zevk-i habîsle de kendisinden geçiyordu. Bugün asırlık yorumu terkedilerek, tevil ile yumaşıtılmaya çalışılan “Ne mutlu Türküm diyene!” sloganıyla Anadolu’da yaşayan herkesi Türkleştirmeye çalışmanın tabiî neticesidir, Kürt Meselesi. Türkçülüğünüzün meşrûiyet kaynağı Kürtçülüğün de meşrûiyet kaynağıdır; Türkçüğün meşrûiyet ilânı, Kürtçülüğün de meşrûiyet ilânıdır.

 

Merhum Kinyas Kartal, bir görüşmemizde, “Allah beni Türk yaratmamış kardeşim, Kürt olduğum için niçin mutlu olmayayım?” deyip ağlarkan, ömrünün son demlerini yaşıyordu. O güne kadar kimse Kinyas Ağa’ya bugünkü yorumuyla, bununla murad edilenin, aslında Türk ırkına mensubiyet değil, Türkiyeli olmak olduğunu söyleme ihtiyacı duymamıştı. Duymamıştı, zirâ bu zırva tevil o dönemde henüz hayat bulmamıştı. Slogan kaskatı bir ırkçılığın ifadesi olarak yaşıyordu. Zirâ slogan sahipleri o zaman hep bir ağızdan Kinyas Ağa’ya, Kürt diye bir milletin olmadığını ve kendilerinin dağ Türkleri olduğunu telkin ediyor, meşhur “kart-kurt” saçmalığını da ilmî ve târihî bir hakikat olarak seksenlik şuuruna nakşetmeye çalışıyorlardı.

 

Kürtler’i red dâvâsı üzerine kurulu resmî ideoloji, bugünkü Kürt Meselesi ve Kürtçülük hareketinin yegâne âmilidir. Boğanın boynuz darbelerinden kurtulmak istiyorsanız, kırmızıya düşman olarak yetiştirmeyeceksiniz... Aksi takdirde gün gelir boğa gibi, siz de ölürsünüz...

 

Kürt Meselesi’nin aslî unsurlarını sadece ekonomik sıkıntılarda aramak, hakikatin bütününü ihâta edememektir. Evet, ekonomik sıkıntı Kürt Meselesi’nin devamında göz ardı edilmemesi gereken bir unsurdur, ama kaçücük bir unsur. Problemin büyüğü psikolojiktir... Irkî varlığı bin yıl birlikte yaşadıkları kardeşleri tarafından reddedilen Kürtler’i teskin edecek ilaç, karınlarını daha iyi doyurmak değildir. Ateş kusan silâhlar, bomba yağdıran uçaklar ve askelerin jest ve mimiklerinin tahkim ettiği tehdid dolu nutuklar ise hiç değildir. Otuz yıla yaklaşan silâhlı mücâdelede elde edilenlerin, kaybedilenlerin yanında devede kulak kaldığı, sadece delilerin meçhulüdür.

 

Kürt Meselesi’ni çözebilecek tek merci, resmî ideolojinin dayatmalarından yakasını sıyırmış sivil bir iktidardır. Bir ân bu iktidarın AKP iktidarı olabileceği ümid ve ihtimâli amme efkârını meşgul etmişti. Fakat görüldü ki bütün kadroları, bu memlekette yetişmiş ekseriyet gibi, bir takım korku ve telkinlerin zebunudur. Irkçı dayatma yerine inanç kardeşliği ile bin yıllık bir kaynaşmanın unsurlarını ikame edemeyen AKP, yeryer Türkçü bir hissiyatın ifâdesi tavır ve nutuklardan da yakasını kurtaramadı. Kürt Meselesi’nin varlık ve devamında rolü büyük olan askere, meselenin çüzümünü terketmek, Erdoğan ve ekibinin asıl gafletidir.

 

Bugün bir derin devlet teşekkülü olduğu, neredeyse kat’iyet kazanan PKK’nın varlığı sebebiyle Kürt Meselesi’ni doğru ve insanî bir zeminde çözmeye yanaşmamak, AK Parti’nin büyük vebali. Bu vebal için ruz-i mahşerde şikâyetçi olacakların başında yer almak istediğıimi ilân etmek isterim. AK Parti, Kürtlerin Müslüman din kardeşleri olduklarını hatırlamaya mecburdur. Kontrolünde acze düştüğü sevk ve idarelerin, meseleyi içinden çıkılmaz hale getirdiği ortada değil mi? İç savaş çanlarının nicedir çaldığını işitmemek için sağır olmak yetmez, kör olmak da iktiza eder. Adapazarı bir kıvılcımdı, Altınova tehlikeli bir alev... Büyükşehirleri tehdid eder hale gelen Kürt-Türk çatışmasının önüne şimdi geçmeyen iktidar; binlerin ölüm dansı başladığında yapılacak bir şeyin kalmayacağını bilmek zorundadır. Sırf Kürt ya da Türk oldukları için kitleler birbirini öldürmeye başladıklarında kavga edenleri ayırmanın tek yolunun bölünmekten geçtiği, ammenin kabulüne mazhar olacaktır. Hayır, bu, tercihli bir mazhariyet değil; mecburiyet olacaktır.

 

Bu elîm akibetle burun buruna gelmemenin yolu, Kürt Meselesi’nin çözümünü askerin vesayetinden almak ve çözüme Ankara’dan başlamaktır. Etle kemik gibi kaynaşmış bu kardeş kavimleri bir arada tutacak tek şey, resmî ideolojinin öcü gibi telkin ettiği İslâmiyet’tir. AKP tercihini ya beklenildiği gibi asker ve resmî ideolojiden yana yapıp mevte mazhar olcak ve haşrin dehşetini Cehennem korkusu içinde yaşayacak, ya da sırtını millete dayayacak ve asırlık bu meselenin çözümünde yol alırken en az Ahmed Altan kadar cesur davranmak mecburiyetinde olduğunu idrâk edecektir...

 

Ümidi olanlar, beklemeye devam etsinler, bu satırların yazarı saâdet güneşinin tulûunu başka ufuklardan bekliyor. Siyâset değil, nur ufuklarından...

 

Son değişiklik Çarşamba, 01 Haziran 2011 18:18
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Websitesi: www.hyilmaz.net

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım