Etikete göre gösterilen ögeler: hüseyin yılmaz
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: hüseyin yılmaz
Pazartesi, 21 May 2012

Suyu kaynağından kirleteni enseleyip derdest etmediğiniz taktirde aşağılarda bir yerlerde hep bulanık ve kirli suyu içmeye mahkûm kalırsınız. Bu ülkenin hayat kaynakları, bir asra yakındır hep bulanık, hep kirli akıyor. Kâh kaba ve alenî bir darbe suyumuzu bulandırıyor, kâh post modern bir alçaklık kirletiyor ab-ı hayatımızı... Ya bir muhtıranın bevli karışıyor sularımıza, ya da en adi ve alçak cinsinden bir tertibin salyaları...

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 12 Nisan 2012 09:40

Suriye dâhildir, hariç değil!..

Derinliklerinde düşeni bir anda yok eden Cehennmî alevlerin yükseldiği ürpertici bir uçuruma hızla sürükleniyoruz: Ortadoğu uçurumuna!.. Sürüklendiğimiz cenâh Suriye’ye açılıyor! Yakın bir geçmişte karşılıklı vizeleri kaldırıp sınır mayınlarını temizlettiğimiz Suriye bu: Kardeş ve Müslüman ülke!..

Geçtiğimiz günlerde Artuklu Üniversitesi’nde Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’nin Münazarat adlı eseri merkezli bir toplantı tertiplenmişti. Bu küçük eseri okuma imkânı bulanlar, Bediüzzaman Hazretleri’nin istibdadın amansız düşmanı, hürriyetin kara sevdalısı olduğunu bilirler. “Ekmeksiz yaşarım, ama hürriyetsiz yaşayamam!” diyen bu kutub yıldızının 23 yılı sürgün ve hapishânelerde geçer.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cuma, 27 Ocak 2012 09:06

Herkes kendi putunu kırmalı...

Zulmünden emin olamadığınız devletten daha korkunç bir tehdit tahayyül ve tasavvur etmek imkânsız! Hele de bu zulüm bir karıncayı ezer, bir tavuğu boğazlar gibi hayatınıza kadar uzanıyorsa ve bunun binlerce misâllerinin yaşandığını biliyorsanız cidden o devlet bütün yaşama sevincinizi, bütün ümitlerinizi katletmeye fazlası ile yeter. İçinizde hep ağır bir külçe gibi bir mide bulantısı, bir bezginlik, bir korku ile yaşamaya başlarsınız...

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 19 Ocak 2012 09:06

Allah rahmet eylesin, diyemiyorum!

Bir kaç talebesinin şehâdetiyle nakledilir ki, 10 Nisan 1950 günü Üstad Bediüzzaman Hazretleri etrafındakilerle sohbette iken bir talebesi:

Üstadım, Mareşal Fevzi Çakmak ölmüş!” diye haber verir.

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Neresinden bakarsanız bakınız: Uludere’de yaşanan korkunç bir fâciadır!.. Hiçbir şekilde cezâları ölüm olmayan, çoğu çocuk yaşta 35 kişi F16’ların kahredici bombaları altında yanarak veya parçalanarak can verdiler...

Bir önceki yazımda üzerinde durduğum nirengi nokta Başbakan ve çevresinin takındığı anlaşılmaz, kabul-ü imkânsız tavırdı... İster istihbarat hatası, ister kasıtlı, ister ise bir tuzağın neticesi ile olsun yaşanan bu felâketin karşısında hükumete düşen samimiyetle bu dehşetli acıyı paylaşmak, ölenlerin âilelerini şefkatle bağrına basmak olmalıydı. Yapılmadı...

Aksine, âleniyete yakın bir edâ ve üslûbla âdeta “Gecenin o vaktinde ne geziyordu onlar da?” demeye getirdiler... Kısa vâdede ıslah-ı nefs etme kabiliyeti sıfıra düşürülmüş asker, istihbarat ve bir çok mihrakın hâmiliğine soyunmak gibi şaşırtıcı bu sahiplenişin doğrusu kısa sürmesini beklemiştim. Ama öyle olmadı... Sanki bir şeylerin üstü örtülmeye, ısrarla unutturulmaya çalışılıyor... Meselenin hemen hemen yegâne takipçisinin Ahmet Altan ve Taraf olması da elem verici.

AK Parti’nin büyük hizmetlerini asla görmezlikten gelecek biri olmadığımı okuyucularım bilir. Ancak, dost her zaman doğruyu söyler ama bütün doğrularının acıtmayacağının teminatı yoktur. Dost, gerektiğinde dostuna acıları da söyleyebilendir.

Kısacası net bir şekilde söylemek isterim ki, Uludere Meselesinde Altan’ın bütün yazdıkları ile temel noktalarda hemfikirim... Orta yerde mutlaka aydınlatılması gereken, aydınlatılmadan açtığı yaranın sarılması imkânsız olan bir felâket var...

Aldatıldı isek, kim aldattı?

Tuzağa düşürüldü isek, tuzağı kuranlar kim?

Tamamen bir hata eseri ise, kasıt taşımıyorsa bile bu hata nasıl vücud buldu? Bu kadar büyük hataya götüren sebepler ne?

Suallerin birinci sıra muhatabı hiç şüphesiz Başbakan’dır. Nitekim tekrarında fayda gördüğüm şu sualleri de Başbakan’a Ahmed Altan soruyor:

“Dört saatlik Heron görüntülerinde ne var?

“O öldürülen köylülerin gidişini gördünüz mü?

“Gittiğini gördüyseniz, dönüşte niye öldürdünüz?

“Görmediyseniz nasıl görmediniz?

“İstihbaratı on gün önce aldığınızı söylemenize ve kaçakçıların geçtiği sadece tek ve kısa bir yol olmasına rağmen nasıl görmezsiniz?”

Sorulması mümkün sualler bunlardan ibaret değil şüphesiz, ama bunlara terettüb edecek bir cevab bile kâfi geleceğinden uzatmanın âlemi yok.

Sayın Başbakan! Ahmed Altan ve ekibi ile hemfikir olmayabilirsiniz, kalbiniz de aynı inanç istikametinde çarpmayabilir. Lâkin bu fakirle ilgili geçmişe kısa bir nazar gezdirecek olursanız kırk yıldan beri âşinası olduğunuz bir istikamette yürüdüğünü görürsünüz; yol arkadaşı olduğumuzu farkedersiniz… Düşman değilim; art niyet nedir, bilmem… İslâmiyet’ten başka da îtibar ettiğim hiçbir değer yoktur…

Hulâsa: Uludere meselesinde söyledikleriniz aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!.. Ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz, ya bilmediğimiz bir şeyler önünüzü kesiyor… Her ne olursa olsun, doğru olan sadece ve sadece millete yaslanmaktır… Milletin dışında kimsenin ne gerçek bir gücü vardır, ne de îtimâda şâyândırlar. Lütfen sizi on yıldır iktidarda tutan millete yaslanınız. Başınızı milletin sinesine dayayınız ki Uludere için yakılan ağıtları duyabilesziniz…

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 05 Ocak 2012 21:30

Üzgünüm!

Uludere’de 38 kişinin feci şekilde öldürülmelerine sebeb olan hâdisenin kendisi ile çok meşgul olmadım. Niçin oldu, nasıl oldu? Bilmiyorum... Bütünüyle bir hata mıydı, yoksa tamamıyla bir su-i kasd mı? Onu da bilmiyorum... Bütün bunları bilmesi gerekenler delilleri ile ortaya koymadıkları müddetçe de bilebilecek durumda olmayacağım...

 

Elbet de işin bu tarafını aydınlatıp ortaya koymak hükûmetin işidir, koymaları gerekiyor. Ama iktidarın bundan önce çok daha ehemmiyetli, çok daha hayatî bir vazifesi vardı. Maalesef o vazife hâlâ ifâ edilmiş değil...

 

38 insan F16’ların korkunç bombardımanı altında hayatlarını kaybetmiş, çoğu henüz çocuk denebilecek yaşta... Suçları silâh kaçakçılığı bile olsa, bu sebeple bu şekilde öldürülmelerine ne herhangi bir vicdan fetva verebilir, ne de kânunların biçtiği ceza F16 bombardımanı. Suçları ile asla mütenâsib olmayan korkunç bir cezâ ile cezalandırılıp öldürüldüler.

 

Ölenlerin PKK’lı olmadıkları anlaşıldıktan sonra, bütün samimiyetimle söylüyorum ki, Başbakan Tayyib Erdoğan’ın hasta hasta soluğu Uludere’de almasını beklemiştim. Onun bir kürsiye değil, bir kayanın üstüne çıkmış vaziyette, iki gözü iki çeşme, her kelimesini bir hıçkırığın boğduğu şu mealde kısa bir açıklama yapmasını bekliyordum:

 

“Tâlihsiz, bedbaht, kederli Uludereli kardeşlerim!.. En az sizin kadar kalbim kan ağlıyor, târifi imkânsız bir ızdırabın içindeyim. Üzgün ve mahcûbum... Bu evlatlarımızın elim akıbetinin ızdırabı içimden hiç çıkmayacak. Bu acıyı yaşadığım müddetçe sizlerle birlikte kalbimde taşımaya devam edeceğim... Özür diliyorum!.. Bu elim hâdisenin varsa kasdî suçluları gibi, ihmali olanlar da şiddetle cezalandırılacaktır, emin olunuz... Yaranız, yaramdır; sarmaya çalışıcağız. Lütfen samimiyetimi kabullenmeye çalışınız, böyle olmamalıydı.”

 

Bu mealde bir açıklama hem bu derin yaranın sarılması ve iyileşmesine şifâlı bir devâ olurdu, hem bu hâdiseyi kullananların ekmeğine yağ sürülmemiş olurdu; hem de AK Parti bu kadar sarsıcı bir hayâl kırıklığını defterine kaydettirmemiş olacaktı.

 

Evet geç kalındı, bu minvâlde bir açıklama ve tavır ilk gün ortaya konmalı idi... Ama hatadan dönmek fazilettir ve bu faziletin Erdoğan ve ekibine çok yakıştığına, çok yakışacağına inanıyorum...

 

İslâmiyet ve insaniyetle uzaktan yakından alâkası olmayan devletin Süfyanist reflekslerinin AK Partiye asla yakışmadığını, dünyada değilse bile âhirette büyük bir cezâsının olacağını söylemeye mecburum... Âhiret dâvâsını kaybedenlerin hiçbir kazançları yoktur, olamaz... Erdoğan ve ekibini âhiret kazancına tâlib oldukları düşüncesiyle destekledik. Sarsılmamak için ciddi mücadele verdiğimi de saklayacak değilim. Bütün bu tereddüt ve inanç sarsılmalarının sebebi evhamlarımız değil, gördüklerimizdir.

 

Altan’ın üslûbunu sert ve kabul edilemez bulabilirsiniz; ama söyledikleri sizi seven çokların müşterek endişe ve düşünceleridir. Benzer şeyleri düşündüğümü, benzer endişeleri taşıdığımı ve korktuğumu niçin saklayayım... Sizi sevmediğimi düşünebilir misiniz? Hayır, tahmin ettiğinizden fazla seviyoruz. Çünkü sizleri müslim ve mü’min biliyoruz. Nerede ise bir asırdır gelişinizi bekledik! Niçin sizi sevmeyelim, niçin sizden vaz geçelim?..

 

Ama sizler ümmetin kılıçları ile düzeltilmeyi bekleyen Ömer’den daha büyük, daha âdil ve daha keskin nazarlı değilsiniz... Lütfen milletin sesine eskisi gibi kulak vermeye çalışınız...

 

Uludere hâdisesinin gerçek mahiyeti ne olursa olsun tasvirine çalıştığım tavır size daha çok yakışacaktı ve çok daha doğru olacaktı. Geç bile olsa, lütfen deneyiniz... Bu gecikmiş hamleden millet gibi sizler de kârlı çıkacaksınız...

 

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 29 Aralık 2011 14:30

Vah İdris Nâim Şahin Bey, vah!..

Siyâsete bilfiil mesafeli durduğumu, idârî bir vâsıtadan öte bir kıymet atfetmediğimi defalarca yazdım; dostlarım da bilirler... O kadar ki, çoğu siyâsetçinin değil kısa târihçelerini, isimlerini bile bilmem...

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 28 Aralık 2011 20:33

BEDÎÜZZAMAN’IN KÜLÂHINA PÜSKÜL TAKMAK!..

Mefhumların alaca karanlığında ilerliyoruz... Hazân sisleri çökmüş kesif ormanların ürpertisi var içimizde... Bütün şekiller yumuşamış, bütün hendeseler erimiş... Kelimelerin muayyeniyeti yerini bulanık bir akıntıya bırakmış... Hiçbir mefhum zihnimize külliyetiyle intikâl etmiyor, tek bir mefhum kafalar adedince farklı mânâlarla arz-ı endâm ediyor. Babillilerin hazîn âkibeti bile bizim için saâdet yüklü, artık birbirimizi anlayamıyoruz.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cuma, 23 Aralık 2011 10:03

Devlet cinâyet işlerse!..

Önce Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmed Elkatmış’ın Yenişafak Gazetesi’ne verdiği mülâkat şuurumuza bir mızrak gibi saplandı, sonra Ümit Tarık’ın gömüldüğü yeri gösterebileceğini söyleyen Ayhan Çarkın’ın söyledikleri...

 

Elkatmış’ın söyledikleri arasında asıl dikkate şâyân olan “Ölüm Listesi”nin MGK menşeli olduğuna dair ifşaattı. Şerhe gerek yok, ama hulâsa edeyim: Devlet, 1990’lı yıllarda bütünüyle illegal bir terör çetesi gibi çalışmış, hukuku paçavra gibi çiğnemiştir.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 14 Aralık 2011 10:18

Fevziye Cengiz, “Korktum!” diyor…

Neresinden başlayacağımı, bu yazıyı nasıl bitireceğimi, bilmiyorum... Hissettiklerimi ifâdede bu kadar zorlandığım çok az yazı olmuştur. Ne desem, nasıl söylesem hissiyatımın tam ifâdesi olmayacak...

Yayınlandığı yer Önce Kelam
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 6

Tuyan Tasarım