Etikete göre gösterilen ögeler: kürt meselesi
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Etikete göre gösterilen ögeler: kürt meselesi
Pazartesi, 21 May 2012

Doğu ve Güneydoğu vilâyetlerinin PKK ve devlet terörünce cehenneme çevrileceği 1990’lı yılların hemen öncesinde çalıştığım Zaman Gazetesi adına bir yazı serisi hazırlamak üzere bölgeye gitmiştim. Kadim dostlarımdan Osman Sönmez ile birlikte bu seyahate henüz yeni aldığım, yanlış hatırlamıyorsam 73 model Opel Manta bir araba ile çıkmıştık. Bu eski aracın yaklaşık bir ay kadar devam eden seyahatimiz esnasında bir dağ başında veya derin bir vâdide kalmadığına hâlâ şaşarım, o kadar bakımsızdı.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Perşembe, 22 Mart 2012 10:36

Meğerse “safın teki” imişim!

Açıkçası itiraf ediyorum ve dehşetli bir elemle hissediyorum ki, avamî ama yerinde tabiri ile “safın teki” imişim!.. Çünkü, kendimi bildim bileli -ki yaklaşık kırk yıl- Kürt Meselesi’ni Türkiye’nin hep görünürdeki en büyük meselesi olarak yaşıyoruz.

Yaşamayıp öğrendiklerimizi de dâhil ederseniz asırlık bir mesele olarak karşımızda bütün canlılığı ile duran, kanayan, acıtan büyük bir yara bu.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Çarşamba, 21 Mart 2012 20:05

Nevruz, Kemalizm ve din

Kemalizmin en büyük ve en korkunç zaferi, dindarların damarına milliyetçilik zehrini enjekte etmek oldu.

İki büyük kazanç sağladı böylece.

Birincisi, tasavvufta billurlaşmış olan sevecenliği, hoşgörüyü, “yaratılanı yaratandan ötürü sevme” yeteneğini içselleştiren bir din anlayışının ortak bir kültür zemini oluşturmasını ve bu ortak kültür çerçevesinde bir “hakkaniyet” mücadelesine girişebilme gücüne ulaşmasını engelleyerek kendini “tekleştirmeyi” becerdi.

Yayınlandığı yer Ahmet Altan

1993’de Sivas’da cereyân eden ve geçmişteki bir çok hâdise gibi derin bir tertib olduğuna kesin gözüyle baktığım Madımak felâketi dâvâsı, mantığını asla anlayamadığım ve adına “zaman aşımı” denen bir cellâda kurban gidiyor...


Anladığım kadarı ile, kãtil ve zâlim bile olsanız, adâletten kaçmayı becermiş veya birileri tarafından himâye görmüşseniz bir müddet sonra peşinizi bırakıyorlar ve suçsuzlar sırasına geçiyorsunuz. Hukuk entrikası bu garabete hukukçular “zaman aşımı” diyor... Bu, zaman aşımı değil, zulmün had safhasıdır, zulme selâm durmaktır!..

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Değerli ve gayretli hemşehrim Nevzat Çiçek, bâzı vesikalar neşrediyor... 13/2/2012 tarihinde neşrettiği arşiv vesikasının asırlık bir tartışmayı yeniden alevlendirmesi, muhtemel... Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’ne dönük devlet düşmanlığının en asılsız iftiralarından olan Kürtçülük isnadı, bu kısa belge vesilesi ile bir daha tartışılacak.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Pazartesi, 12 Mart 2012 09:36

Büyük Kırılma ve Yeni Anayasa!

Bir gemi düşününüz, su almaya başlayan büyük bir gemi... Uzun zaman uçsuz bucaksız okyanusları aşmış, dev dalgaların alabora edemediği büyük bir gemiden bahsediyoruz.

Asırlarca hasım ülkelerin, korsanların hedefi olmuş... Biri ikisi başa çıkamayınca büyük ittifaklar kurup saldırmışlar; , onu batırmak için taarruzlar taarruzları kovalamış...

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Pozantı Hapishânesi’nde taş atan çocuklara tecâvüz vakâsını Twitter’e düşen bir haber linkinde okuduğumda tepemden aşağıya kaynar sular boşanmıştı. Zirâ, haberden anlaşıldığına göre, bu iğrenç ve şeni fiil herhangi bir sapık kaza değil, Cezâevi idârecilerinin taş atan çocuklara revâ gördükleri sistematik bir cezâlandırma idi ve maalesef arena celladı gibi küçük çocuk ırzı tecâvüzcüleri sırtı sıvazlanan seri katiller gibi çalışmışlardı

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cumartesi, 11 Şubat 2012 12:34

MİT fırtınasından hayır çıkacaktır...

Hiçbir millet, hiçbir memleket bizim 1920’lerde yaşadığımız büyük kırılmanın, dehşetli herc-ü mercin bir benzerini yaşamadı. Hiçbir millet bizim gibi bin yıllık inanç, târih ve değerlerinin tam zıddı bir istikamette cebir ve iğfalâtla sevkedilmeye çalışılmadı. Hiç bir devlet, sevk ve idâresine memur olduğu kendi milletini Ankara gibi zulümle muradının zıddı bir istikamette bu şekilde yürütmedi.

Yayınlandığı yer Önce Kelam
Cuma, 27 Ocak 2012 09:06

Herkes kendi putunu kırmalı...

Zulmünden emin olamadığınız devletten daha korkunç bir tehdit tahayyül ve tasavvur etmek imkânsız! Hele de bu zulüm bir karıncayı ezer, bir tavuğu boğazlar gibi hayatınıza kadar uzanıyorsa ve bunun binlerce misâllerinin yaşandığını biliyorsanız cidden o devlet bütün yaşama sevincinizi, bütün ümitlerinizi katletmeye fazlası ile yeter. İçinizde hep ağır bir külçe gibi bir mide bulantısı, bir bezginlik, bir korku ile yaşamaya başlarsınız...

Yayınlandığı yer Önce Kelam

Neresinden bakarsanız bakınız: Uludere’de yaşanan korkunç bir fâciadır!.. Hiçbir şekilde cezâları ölüm olmayan, çoğu çocuk yaşta 35 kişi F16’ların kahredici bombaları altında yanarak veya parçalanarak can verdiler...

Bir önceki yazımda üzerinde durduğum nirengi nokta Başbakan ve çevresinin takındığı anlaşılmaz, kabul-ü imkânsız tavırdı... İster istihbarat hatası, ister kasıtlı, ister ise bir tuzağın neticesi ile olsun yaşanan bu felâketin karşısında hükumete düşen samimiyetle bu dehşetli acıyı paylaşmak, ölenlerin âilelerini şefkatle bağrına basmak olmalıydı. Yapılmadı...

Aksine, âleniyete yakın bir edâ ve üslûbla âdeta “Gecenin o vaktinde ne geziyordu onlar da?” demeye getirdiler... Kısa vâdede ıslah-ı nefs etme kabiliyeti sıfıra düşürülmüş asker, istihbarat ve bir çok mihrakın hâmiliğine soyunmak gibi şaşırtıcı bu sahiplenişin doğrusu kısa sürmesini beklemiştim. Ama öyle olmadı... Sanki bir şeylerin üstü örtülmeye, ısrarla unutturulmaya çalışılıyor... Meselenin hemen hemen yegâne takipçisinin Ahmet Altan ve Taraf olması da elem verici.

AK Parti’nin büyük hizmetlerini asla görmezlikten gelecek biri olmadığımı okuyucularım bilir. Ancak, dost her zaman doğruyu söyler ama bütün doğrularının acıtmayacağının teminatı yoktur. Dost, gerektiğinde dostuna acıları da söyleyebilendir.

Kısacası net bir şekilde söylemek isterim ki, Uludere Meselesinde Altan’ın bütün yazdıkları ile temel noktalarda hemfikirim... Orta yerde mutlaka aydınlatılması gereken, aydınlatılmadan açtığı yaranın sarılması imkânsız olan bir felâket var...

Aldatıldı isek, kim aldattı?

Tuzağa düşürüldü isek, tuzağı kuranlar kim?

Tamamen bir hata eseri ise, kasıt taşımıyorsa bile bu hata nasıl vücud buldu? Bu kadar büyük hataya götüren sebepler ne?

Suallerin birinci sıra muhatabı hiç şüphesiz Başbakan’dır. Nitekim tekrarında fayda gördüğüm şu sualleri de Başbakan’a Ahmed Altan soruyor:

“Dört saatlik Heron görüntülerinde ne var?

“O öldürülen köylülerin gidişini gördünüz mü?

“Gittiğini gördüyseniz, dönüşte niye öldürdünüz?

“Görmediyseniz nasıl görmediniz?

“İstihbaratı on gün önce aldığınızı söylemenize ve kaçakçıların geçtiği sadece tek ve kısa bir yol olmasına rağmen nasıl görmezsiniz?”

Sorulması mümkün sualler bunlardan ibaret değil şüphesiz, ama bunlara terettüb edecek bir cevab bile kâfi geleceğinden uzatmanın âlemi yok.

Sayın Başbakan! Ahmed Altan ve ekibi ile hemfikir olmayabilirsiniz, kalbiniz de aynı inanç istikametinde çarpmayabilir. Lâkin bu fakirle ilgili geçmişe kısa bir nazar gezdirecek olursanız kırk yıldan beri âşinası olduğunuz bir istikamette yürüdüğünü görürsünüz; yol arkadaşı olduğumuzu farkedersiniz… Düşman değilim; art niyet nedir, bilmem… İslâmiyet’ten başka da îtibar ettiğim hiçbir değer yoktur…

Hulâsa: Uludere meselesinde söyledikleriniz aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!.. Ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz, ya bilmediğimiz bir şeyler önünüzü kesiyor… Her ne olursa olsun, doğru olan sadece ve sadece millete yaslanmaktır… Milletin dışında kimsenin ne gerçek bir gücü vardır, ne de îtimâda şâyândırlar. Lütfen sizi on yıldır iktidarda tutan millete yaslanınız. Başınızı milletin sinesine dayayınız ki Uludere için yakılan ağıtları duyabilesziniz…

Bugün

Yayınlandığı yer Önce Kelam
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 6

Tuyan Tasarım