Fevziye Cengiz, “Korktum!” diyor…
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Fevziye Cengiz, “Korktum!” diyor…
Salı, 22 May 2012

Fevziye Cengiz, “Korktum!” diyor… Vurgulanmış

Neresinden başlayacağımı, bu yazıyı nasıl bitireceğimi, bilmiyorum... Hissettiklerimi ifâdede bu kadar zorlandığım çok az yazı olmuştur. Ne desem, nasıl söylesem hissiyatımın tam ifâdesi olmayacak...

Aradan günlerin geçmiş olması mevzuu ademe terk etmeyi gerektirmiyor... Çünkü zikredeceğim hâdisenin her gün yüzlerce benzerinin yaşandığından asla şüphem yok. Zirâ bir asırda hâkimiyeti tesis edilip putlaştırılmış bir zihniyetin beş on yılda bütünüyle düzelmesini, ıslâh-ı nefs etmesini bekleyemeyiz. O çarçabuk kanma, hemencecik inanma yaşını çok gerilerde bıraktık... Tecrübelerimiz böyle bir safderunluğa maalesef artık imkân tanımıyor...

 

İzmir Karabağlar Karakolu’nda bir kadına değil, bir insana yapılan şeni zulmün videosunu defalarca seyrettim... Her defasında kendimi o kadının yerine koydum ve her defasında kalbim göğüs kafesimden fırlayacak, patlayacak gibi oldu...

 

Bu görüntüler ortaya çıkmazdan önce kadının verdiği ifâde çok küçültücü!.. Her şeyi çâresizlik içinde kabullenmiş, şikâyetçi de değil... Silahlı devlet gücü, zulmünün mükâfatını Fevziye Cengiz’in korkusu üzerinden devşirmiş, kahramanlığına kahramanlık katmıştır... Hâdisenin şahidleri de önce doğruyu söyleyecek gibi olmuşlar ama belli ki emniyetin bekçileri çabuk devreye girmiş ve onlar da mahkemede ifâdelerini polislerin “mukaddes mâsûmiyetleri” yönünde değiştirmişler.

 

Polislere gelince, dedikleri şu:

 

“"Müşteki (Fevziye Cengiz) polisleri hedef alarak, ağza alınmayacak sinkaflı küfürler edip, kendisini nasıl getirdiğimiz konusunda tehditler ediyordu. Bunun üzerine ortalığı sakinleştirmek için biz müştekiyi Beyit (Sezgen) ile sağ tarafta bulunan ifade alma odasına davet ettik. Kapı yarı açıktı. Beyit içerde kalmıştı. Bayanın küfürleri devam ediyordu. İçeriye girdiğimde Beyit ile ikisinin arbede yaşadığını gördüm. Beyit müştekinin ellerini tutuyordu. O da küfür ediyordu. Ben de kendisine müdahale ettiğimde bu sefer elleriyle kendisine zarar vermeye başladı. Saçlarını çekti. Ben de kendisine zarar vermemesi için ellerini tuttum. Bu sırada kendini yere bıraktı. Bu oda içinde yine şahıs yerdeyken kendine zarar vermeye devam etti. Ellerini tutmaya çalışırken şahıs kafasını yere vurmaya başladı. Beyit ile ikimiz şahsı etkisiz hale getirdik. Araçtan kelepçe getirdim taktım. Sakinleştirdik. Bu aşamadan sonra fiziki olarak müdahalede bulunmadık."

 

Dersim katliamını dehşetli bir yalanın arkasında bir asır bu millete yutturan devletin yalan alışkanlığının dayakçı polislere sirayet etmemesi beklenebilir miydi?.. Mâdem ki devlet için yalan mubâhtır, polis niçin yalan söylemesin?.. Devletin âli menfaatlerinin gerektirdiği yerde yalan da söylenir, iftira da atılır, işkence de yapılır!.. Asırlık hakikat bu değil mi?..

 

Belli ki hâkimin vicdanı rahat değil... Şâhidlere niçin ifâdelerini değiştirdiklerini soruyor!.. Susarak geçiştiriyorlar... Tesisin sahibi de polislerin yalanı yanında mâsûm kalacak bir yalan uyduruyor... Mahkemenin tek doğrusu Fevziye Cengiz’den geliyor:

 

“Korktum!” diyor...

 

Ben de korkuyorum!.. Bu yazıdan sonra farklı şeyler söyleyecek olursam inanmayınız... Bilin ki, korkutulmuşum!..

 

Beterin beteri olan ise Emniyet’in açıklaması: “Konsomatristti!..”

 

Emniyeti de bağlayan TC hukukuna göre, konsomatrisliğin suç olmadığını sanıyorum; ahlâksızlık da değildir, devlete göre... Velev ki, suç ve ahlâksızlık olsun!.. Bunun cezası, polislerin haysiyet kırıcı şeni dayak ve hakaretleri midir?

 

İnancıma göre, konsomatrislik ahlâkî değildir, kadını küçülttüğünü düşünürüm... İnancım hâkim olsa, men edilmesini de isterim... Ama polislerin yaptığını yapmaktan Allah’a sığınırım... Cezâ mercii her hukuk sisteminde mahkemedir, emniyet güçlerinin celâl ve hışmı değil...

 

Devlet Dersim yalanından vazgeçmekle ıslah-ı nefs etmiş değildir... Binlerce yalana sahip çıkmakta devam ediyor... Eğitim sistemi yalancılar ordusunu netice veriyor: Türküm, doğruyum, çalışkanım!.. Kim Türk? Kim doğru? Kim çalışkan?..

 

Evet, devlet çok yalan söylüyor... Düne kadar tekrarladığı Dersim yalanının benzeri binlerce yalanında hâlâ ısrar ediyor...Ama artık devleti yalanları ile başbaşa bırakmanın, hattâ karşısına geçip, "Yalan söylüyorsun!" demenin zamanı geldi. Çünkü yalan ile elde edilen, sadece korkunç bir zarar ve kayıptır!

 

Bugün

Yorumyapın

(*) gösterilen alanlar mecburidir.

Tuyan Tasarım