Hüseyin Yılmaz
Ayarlar
Arama
Kayıt Giriş

Hüseyin Yılmaz

Twitter Sayfam:

GÜNCEL MAKALALERİM VE HABERLER

Buradasınız: Anasayfa » Önce Kelam » Hüseyin Yılmaz
Salı, 22 May 2012
Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Hakkın hâtırı âlidir, hiçbir hâtıra fedâ edilmez.

Web sitesi adresi: http://www.hyilmaz.net E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Suriye dâhildir, hariç değil!..

Perşembe, 12 Nisan 2012 09:40 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Derinliklerinde düşeni bir anda yok eden Cehennmî alevlerin yükseldiği ürpertici bir uçuruma hızla sürükleniyoruz: Ortadoğu uçurumuna!.. Sürüklendiğimiz cenâh Suriye’ye açılıyor! Yakın bir geçmişte karşılıklı vizeleri kaldırıp sınır mayınlarını temizlettiğimiz Suriye bu: Kardeş ve Müslüman ülke!..

Geçtiğimiz günlerde Artuklu Üniversitesi’nde Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’nin Münazarat adlı eseri merkezli bir toplantı tertiplenmişti. Bu küçük eseri okuma imkânı bulanlar, Bediüzzaman Hazretleri’nin istibdadın amansız düşmanı, hürriyetin kara sevdalısı olduğunu bilirler. “Ekmeksiz yaşarım, ama hürriyetsiz yaşayamam!” diyen bu kutub yıldızının 23 yılı sürgün ve hapishânelerde geçer.

Demirel hiç şaşırtmıyor!..

Cumartesi, 07 Nisan 2012 06:50 Yayınlandığı yer Önce Kelam

12 Eylül Darbesini gerçekleştiren Firavunların yargılandığını görmek, ömrümün ender büyük saâdetlerindendir... İkbâllerini devleti parselleyerek taçlandırmak isteyen bir avuç generalin Sağ-Sol çatışmalarını tertip ve körükleyerek 10 yılda milleti bir kan gölü ve ızdırab gayyasına sürmüş olması, şüphesiz büyük bir acı idi. Ama ondan bin beter daha acı olanı ise, bu kanlı arenanın mîmârlarının sahneye 12 Eylül sabahı “kurtarıcı” olarak çıkmalarıdır... Haysıyet kırıcı, bedenden önce ruhlarımızı katleden bir tecelli!..

Şahabeddin Harput tam bir yüz akıdır!

Cuma, 30 Mart 2012 07:12 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Doğu ve Güneydoğu vilâyetlerinin PKK ve devlet terörünce cehenneme çevrileceği 1990’lı yılların hemen öncesinde çalıştığım Zaman Gazetesi adına bir yazı serisi hazırlamak üzere bölgeye gitmiştim. Kadim dostlarımdan Osman Sönmez ile birlikte bu seyahate henüz yeni aldığım, yanlış hatırlamıyorsam 73 model Opel Manta bir araba ile çıkmıştık. Bu eski aracın yaklaşık bir ay kadar devam eden seyahatimiz esnasında bir dağ başında veya derin bir vâdide kalmadığına hâlâ şaşarım, o kadar bakımsızdı.

Cumhuriyet Türkiye’sinde Müslüman olmak!

Cuma, 16 Mart 2012 09:28 Yayınlandığı yer Önce Kelam

1993’de Sivas’da cereyân eden ve geçmişteki bir çok hâdise gibi derin bir tertib olduğuna kesin gözüyle baktığım Madımak felâketi dâvâsı, mantığını asla anlayamadığım ve adına “zaman aşımı” denen bir cellâda kurban gidiyor...


Anladığım kadarı ile, kãtil ve zâlim bile olsanız, adâletten kaçmayı becermiş veya birileri tarafından himâye görmüşseniz bir müddet sonra peşinizi bırakıyorlar ve suçsuzlar sırasına geçiyorsunuz. Hukuk entrikası bu garabete hukukçular “zaman aşımı” diyor... Bu, zaman aşımı değil, zulmün had safhasıdır, zulme selâm durmaktır!..

Değerli ve gayretli hemşehrim Nevzat Çiçek, bâzı vesikalar neşrediyor... 13/2/2012 tarihinde neşrettiği arşiv vesikasının asırlık bir tartışmayı yeniden alevlendirmesi, muhtemel... Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’ne dönük devlet düşmanlığının en asılsız iftiralarından olan Kürtçülük isnadı, bu kısa belge vesilesi ile bir daha tartışılacak.

Büyük Kırılma ve Yeni Anayasa!

Pazartesi, 12 Mart 2012 09:36 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Bir gemi düşününüz, su almaya başlayan büyük bir gemi... Uzun zaman uçsuz bucaksız okyanusları aşmış, dev dalgaların alabora edemediği büyük bir gemiden bahsediyoruz.

Asırlarca hasım ülkelerin, korsanların hedefi olmuş... Biri ikisi başa çıkamayınca büyük ittifaklar kurup saldırmışlar; , onu batırmak için taarruzlar taarruzları kovalamış...

Pozantı Cezâevi’nde yaşananlar helâk sebebidir!..

Pazar, 11 Mart 2012 08:53 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Pozantı Hapishânesi’nde taş atan çocuklara tecâvüz vakâsını Twitter’e düşen bir haber linkinde okuduğumda tepemden aşağıya kaynar sular boşanmıştı. Zirâ, haberden anlaşıldığına göre, bu iğrenç ve şeni fiil herhangi bir sapık kaza değil, Cezâevi idârecilerinin taş atan çocuklara revâ gördükleri sistematik bir cezâlandırma idi ve maalesef arena celladı gibi küçük çocuk ırzı tecâvüzcüleri sırtı sıvazlanan seri katiller gibi çalışmışlardı

Hangi kavga?

Perşembe, 23 Şubat 2012 14:04 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Yakın veya dâhilde olanın güçlüğü; bütünü ihâta edememek!.. Hâric ve uzaktan bakanın handikapı; detayları görememek!.

Son günlerde ikide bir zihnimi meşgul eden ve üzerinde bir kaç paragraflık kalem oynatmaya niyetlendiğim mevzu itibariyle vaziyetim ikincisi: Hâric ve uzaktan bakıyorum... Kime mi? Hem Cemaat’e, hem de AK Parti’ye...

Hâric ve uzaktan bakıyorum, çünkü düşünce ve his dünyalarına âşina olmama rağmen, kısaca “Cemaat” diye vasıflandırılan Gülen hareketinin içinde değilim. Ya da Tanpınar’ın mısraını teşbih gibi kullanırsak: “Ne içindeyim “Zaman”ın, ne de büsbütün dışında!” denebilir.

Uludere için söylenenler aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!

Perşembe, 12 Ocak 2012 08:04 Yayınlandığı yer Önce Kelam

Neresinden bakarsanız bakınız: Uludere’de yaşanan korkunç bir fâciadır!.. Hiçbir şekilde cezâları ölüm olmayan, çoğu çocuk yaşta 35 kişi F16’ların kahredici bombaları altında yanarak veya parçalanarak can verdiler...

Bir önceki yazımda üzerinde durduğum nirengi nokta Başbakan ve çevresinin takındığı anlaşılmaz, kabul-ü imkânsız tavırdı... İster istihbarat hatası, ister kasıtlı, ister ise bir tuzağın neticesi ile olsun yaşanan bu felâketin karşısında hükumete düşen samimiyetle bu dehşetli acıyı paylaşmak, ölenlerin âilelerini şefkatle bağrına basmak olmalıydı. Yapılmadı...

Aksine, âleniyete yakın bir edâ ve üslûbla âdeta “Gecenin o vaktinde ne geziyordu onlar da?” demeye getirdiler... Kısa vâdede ıslah-ı nefs etme kabiliyeti sıfıra düşürülmüş asker, istihbarat ve bir çok mihrakın hâmiliğine soyunmak gibi şaşırtıcı bu sahiplenişin doğrusu kısa sürmesini beklemiştim. Ama öyle olmadı... Sanki bir şeylerin üstü örtülmeye, ısrarla unutturulmaya çalışılıyor... Meselenin hemen hemen yegâne takipçisinin Ahmet Altan ve Taraf olması da elem verici.

AK Parti’nin büyük hizmetlerini asla görmezlikten gelecek biri olmadığımı okuyucularım bilir. Ancak, dost her zaman doğruyu söyler ama bütün doğrularının acıtmayacağının teminatı yoktur. Dost, gerektiğinde dostuna acıları da söyleyebilendir.

Kısacası net bir şekilde söylemek isterim ki, Uludere Meselesinde Altan’ın bütün yazdıkları ile temel noktalarda hemfikirim... Orta yerde mutlaka aydınlatılması gereken, aydınlatılmadan açtığı yaranın sarılması imkânsız olan bir felâket var...

Aldatıldı isek, kim aldattı?

Tuzağa düşürüldü isek, tuzağı kuranlar kim?

Tamamen bir hata eseri ise, kasıt taşımıyorsa bile bu hata nasıl vücud buldu? Bu kadar büyük hataya götüren sebepler ne?

Suallerin birinci sıra muhatabı hiç şüphesiz Başbakan’dır. Nitekim tekrarında fayda gördüğüm şu sualleri de Başbakan’a Ahmed Altan soruyor:

“Dört saatlik Heron görüntülerinde ne var?

“O öldürülen köylülerin gidişini gördünüz mü?

“Gittiğini gördüyseniz, dönüşte niye öldürdünüz?

“Görmediyseniz nasıl görmediniz?

“İstihbaratı on gün önce aldığınızı söylemenize ve kaçakçıların geçtiği sadece tek ve kısa bir yol olmasına rağmen nasıl görmezsiniz?”

Sorulması mümkün sualler bunlardan ibaret değil şüphesiz, ama bunlara terettüb edecek bir cevab bile kâfi geleceğinden uzatmanın âlemi yok.

Sayın Başbakan! Ahmed Altan ve ekibi ile hemfikir olmayabilirsiniz, kalbiniz de aynı inanç istikametinde çarpmayabilir. Lâkin bu fakirle ilgili geçmişe kısa bir nazar gezdirecek olursanız kırk yıldan beri âşinası olduğunuz bir istikamette yürüdüğünü görürsünüz; yol arkadaşı olduğumuzu farkedersiniz… Düşman değilim; art niyet nedir, bilmem… İslâmiyet’ten başka da îtibar ettiğim hiçbir değer yoktur…

Hulâsa: Uludere meselesinde söyledikleriniz aklımı da kalbimi de tatmin etmiyor!.. Ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz, ya bilmediğimiz bir şeyler önünüzü kesiyor… Her ne olursa olsun, doğru olan sadece ve sadece millete yaslanmaktır… Milletin dışında kimsenin ne gerçek bir gücü vardır, ne de îtimâda şâyândırlar. Lütfen sizi on yıldır iktidarda tutan millete yaslanınız. Başınızı milletin sinesine dayayınız ki Uludere için yakılan ağıtları duyabilesziniz…

Bugün

Türkiye, bilmecburiye sürüklendiği arayışların neticesinde nihâyet yeni bir anayasa hazırlama zaruretiyle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Yakın bir gelecekte milletin idâre tarzının esaslarını ihtivâ edecek yeni anayasanın çalışmaları başlayacak.

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 26

Tuyan Tasarım